Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe DİL VE KİMLİK BAĞLAMINDA YAHYA KEMÂL'DE MİLLİYET DÜŞÜNCESİ(2014) Canım, RıdvanBüyük Türk milliyetçisi şair ve yazar Yahya Kemâl Beyatlıya göre bir milletin konuştuğu dil, o milletin gerçek kimliğidir. Dolayısıyla Ona göre dil, millî kimliğin olmazsa olmaz parçalarından biri yani en önemli parçasıdır. Bu çerçevede Avrupa milletlerinin her birinin dili dolayısıyla millî bir kimliği olduğunu; buna rağmen ortak Batı medeniyeti içinde birlikte yer aldıklarını söyler ve bunun biz Türkler için de mümkün olabileceğini, geçmişte bunu büyük bir medeniyet kurmak suretiyle ortaya koyduğumuzu, bugün de Batı medeniyeti içinde aynı şekilde millî kimliğimizden ayrı düşmeden yer alabileceğimizi ileri sürer. Yahya Kemâl, Türkçeyi, yani konuştuğumuz dili, uzun asırlar boyunca bu topraklarda yaşayan farklı etnisiteye mensup toplulukların ortak dili olarak görür. Ona göre dil, bir milletin kimliğidir, yaşama biçiminin, hayat felsefesinin ortak ifadesidir.Öğe LOZAN BARIŞ KONFERANSI ARİ FESİ NDE İ STANBUL- ANKARA MÜNASEBETLERİ VE İSTANBUL HÜKÜMETİ 'Nİ N İ STİ FASI(2014) Çetin, NurtenMustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlatılan 'Türk İstiklal Savaşı' 1922'de Türk ordusunun zaferi ile sonuçlandı. İtilaf Devletleri ile Ankara Hükümeti arasında Mudanya Mütarekesi imzalandı. Mütareke ile Yeni Türkiye Devleti, itilaf Devletleri tarafIndan fiilen tanınmış oluyordu. Mütarekenin imzalanmasından sonra, sıra barış antlaşmasının imzalanmasına geldi. itilaf Devletleri Lozan barış görüşmelerine hem İstanbul Hükümeti'ni hem de Ankara Hükümeti^ni davet ettiler. Bu davet, saltanatın kaldırılması yolunda önemli bir adım oldu. Bu çalışmada, itilaf Devletleri tarafından İstanbul Hükümeti ile Ankara Hükümeti'nin Lozan Konferansı'na davet edilmeleri üzerine her iki hükümetin davet karışsındaki tutumları, İstanbul'un konferansa katılma isteğinin Ankara'da kamuoyunda, siyasi çevrelerde ve TBMM'de yarattığı etkiler ile İstanbul Hükümeti'nin istifası ele alınmıştır.Öğe Cengiz Fedakâr, Kaf kasya?da ?mp aratorluklar Sava??, Türkiye ?? Bankas? Kültür Yay?nlar?, ?stanbul 2014, XX+299 s.(2014) Ünsal, Emin[Abstract Nıt Available]Öğe ASSOS ATHENA TAPINAĞI LOUVRE MA 2828 FRİZİNDE HESİONE VE TROİALILAR(2016) Baykan, DanişAssos Athena Tapınağı, Arkaik Dönem Dor düzenindeki başka bir yapıda rastlanmayan ve belki Batı Anadoluya özgü olan kabartmalı bir frize sahiptir. Tapınağın heykeltıraşlık eserleri (yerel volkanik tüften yapılan akroterler ve bir metop hariç) yerel andezit taşından yapılmıştır. Kabartmalı frizlerde, mitolojik konular, karşılıklı figürler ve hayvan mücadeleleri bulunmaktadır. Bu çalışmada, mitolojik konulu frizlerden, LOUVRE MA 2828numaralı levhanın, çoğunlukla Herakles - Triton Mücadelesi ve Nereidler olarak adlandırılmış figürleri ve ikonografisi bölgesel mitoloji bağlamında yeniden değerlendirilmiştir. Sahnede, sağ tarafta, sağa doğru, levhanın yarısından fazlasını kaplayan büyük boyuttaki Herakles ile Deniz Canavarı önde mücadele ederken, arka planda ve solda daha küçük betimlenmiş, sola yürüyen altı figür görülmektedir. Çıplak ama sadakla betimlenmiş Herakles, öne uzattığı sol bacağını dizden geriye bükmüş, sağ bacağını tümüyle geriye doğru uzatıp Deniz Canavarına hamle yapmış ve onun gövdesini arkadan kavrayarak ellerini bileklerinden yakalamıştır. Heraklesin sivri sakalı ve ensede toplu saçları görülebilmektedir. Sol kolunu yukarı kaldırmış ve sol elinde ne olduğu anlaşılamamış bir nesne tutan Deniz Canavarının belinin altından başlayan ve gövdeye geçişi kendi sağ koluyla gizlenmiş olan kuyruğunun ucu çatallıdır. Sola hareket eden figürlerin önündeki (en soldaki) gövdesi cepheden, elleri iki yanda havada, başı geriye dönük figür tarafımdan Hesione olarak adlandırılmıştır.Öğe İNANÇ TURİZMİ KAVRAMININ TARİHSEL UYGULAMALARINA BİR ÖRNEK: İNKUBASYON(2023) Yazıcı, Selda UygunÇalışmada, Antik çağ ve Bizans dünyasındaki "inkubasyon" uygulamaları, literatürdeki tanımlamalara dayanarak "inanç turizmi" kapsamında değerlendirilmiştir. İnkubasyon, en genel tanımla, rüya ile tedavi olarak açıklanabilir. Rüya sırasında veya rüyanın etkisiyle tedavi olmak, iyileşmek; inancın sağladığı gücün tesiriyle mümkün olabilir. Rüyaya yatılacak yerin kutsal mekan; rüyayı yorumlayan kişinin din görevlisi olması gerekir. İnsanlar, maddi dünyada çektikleri acıları maneviyat ile gidermeyi umarlar. Bu doğrultuda Antik dünyada Asklepieionlar, Bizans’ta da kiliseler bu amaca hizmet eden yapılar olarak karşımıza çıkar. Belirli ritüellere göre yapılan uygulamaların insanlar tarafından her yüzyılda tercih ediliyor olması inanç turizmi içerisinde değerlendirildiğinde; geçmişin izlerini sürmek, benzerlik ve farklılıklarıyla buluştukları ortaklığı anlamak açısından önemlidir. İnkubasyon’un dinsel geçerliliği ve uygulamanın mekânsal açılımı öznelinde örnekler bulacağınız bu çalışma, inanç turizminin nedenselliğine başka bir açıdan bakabilmeyi amaçlar.Öğe Gaspıralı İsmail Bey'in (1851-1914) Yazılarında Eğitim ve Kültür Temelli Faaliyetlerin Yeri(2022) Sannav, Sabriİsmail Gaspıralı 1851 yılında Türk bir ailenin çocuğu olarak doğduğu zaman yaşadığı topraklar Rus idaresi altında bulunmaktaydı. Rusya, Kırım ve civarındaki yerlerin isimlerini değiştirmiş ve bu bölgeyi kültürel olarak geri bırakma çabasına girmişti. Bu duruma Kırım Türkleri’nin göstermiş olduğu tepkiler önemli bir bilinçlenmenin nedenleri arasında gösterilmektedir. Kırım’da eğitimin modernleşmesini ve halkın geneline yayılmasını savunan Usûl-i Cedîd hareketi bu geri kalmışlığa bir tepki olarak çıkmıştır. İsmail Gaspıralı bu harekete açtığı okullar ve yazdığı kitaplar ile öncülük etmiş ve yaşadığı toplumu hem eğitim hem de kültürel olarak geliştirmek istemiştir. İsmail Gaspıralı dünya üzerindeki diğer kültür merkezlerini gezmiş ve bir taraftan modernleşmenin savunuculuğunu üstlenirken diğer taraftan ise İslamî bir hareket başlatmak için de girişimlerde bulunmuştur. İsmail Gaspıralı Avrupa başkentlerinin kültürel gelişim ve eğitim yöntemlerinin ilerlemişliğini görerek bunu Rusya idaresindeki Türkler ve Hindistan gibi Müslüman nüfusun bulunduğu yerlere yaymak için önemli adımlar atmıştır. Bu girişimleri ile hem modernist hem de muhafazakâr kesimlerin tepkisini çekmiştir. Bu kesimler iki taraflı olarak İsmail Gaspıralı’nın bazı girişimlerini eleştirmişler bazılarına ise övgülerde bulunmuşlardır. Ancak şurası önemli bir gerçektir ki İsmail Gaspıralı içinde yaşadığı toplumun ilerlemesi ve kalkınması için ciddi emekler vermiştir. Bu yönleriyle İsmail Gaspıralı’nın eğitim ve kültür temelli faaliyetleri ile bu faaliyetlerin eserlerine yansımaları bu makalenin temel konusu edilmiştir.Öğe Edirne’nin Osmanlı Resim Sanatındaki Yeri(2023) Devecı, Abdurrahmanİstanbul’dan önce Osmanlı başkenti olan Edirne şehrinde, diğer edebi ve kültürel çalışmalar gibi, minyatür sanatı da önemli bir yere sahip olmuştur. Edirne’nin minyatürdeki yeri ise iki açıdan önemlidir. İlk olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun başlangıç döneminde, birkaç önemli resimli kitabın yapılmasına zemin hazırlaması açısından, ikinci olarak da tarihi önemli bir şehir pozisyonunda, sultanlarla beraber, tarihi eserleriyle minyatürlere yol açmasındandır. Edirne, Dils?znâme ve Külliyat gibi önemli resimli edebi eserlerin ortaya çıktığı yerdir. Dönemin ünlü ressamlarına ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı resim sanatında kendisinden iz bırakmış bir şehirdir. Değişik dönemlerde hazırlanan minyatürlü kitaplarda Sarayı ve Selimiye Camisi gibi önemli mimari eserleriyle de kendini göstermiştir. Bu makalede hem Edirne’nin minyatür sanatına katkısı hem de Edirne’nin resimlerin içindeki yeri incelenmektedir.Öğe I. Balkan Savaşı’nda Edirne ve Civarında Görev Yapan Yabancı Savaş Muhabirleri(2023) Sallı, HakanCharles-Louis Havas tarafından 1835 tarihinde kurulan Havas Ajans, uluslararası ilk haber servis merkezi olarak, bir yanıyla bilgi üretiminin günümüzde sahip olduğu iktidarın da başlangıç noktasını temsil etmektedir. Sayıları giderek artış gösteren bu haber ajansları, genişleyen telgraf hatları ve çeşitli ülkelerde görevlendirilmiş olan muhabirleri aracılığıyla, uluslararası gündemleri yerel bir gazetenin içeriği haline getirebilmekteydi. Bu içeriklerin başında özellikle Avrupa’daki sınırların sürekli olarak yeniden çizilmesine neden olan 19. yüzyıl savaşları da gelmekteydi. Bu doğrultuda Kırım Savaşı, uluslararası kamuoyunun basın üzerinden takip ettiği ilk savaş olarak tarihteki yerini almıştır. Akabinde 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Boer Savaşı, 1905 Rusya-Japonya Savaşı ve 1911 Trablusgarp Savaşı, uluslararası kamuoyunca yakından takip edilmiştir. İletişim imkânlarının artış göstermesi ve savaş muhabirliğinin profesyonel bir meslek haline gelmesiyle birlikte uluslararası kamuoyu her geçen savaşı bir öncekine göre daha yakından takip edebilme imkânını elde etmişti. Bu doğrultuda uluslararası kamuoyu Balkan Savaşları’na da büyük bir ilgi göstermiş, özellikle I. Balkan Savaşı’nın en önemli dönüm noktalarından biri olan Edirne ve civarında Rusya’dan Fransa’ya, İngiltere’den Bulgaristan’a kadar çok sayıda savaş muhabiri görevde bulunmuştur.Öğe II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ İSTANBUL’UNDA ARNAVUT DİLİNDE BASIN HAREKETİNİN ÖNEMLİ BİR TEMSİLCİSİ: ARNAVUD/SHQIPETARI(2024) Sezer, Uğur; Sannav, Sabri CanII. Meşrutiyet’in 23-24 Temmuz 1908 tarihinde ilan edilmesinin ardından örgütlenme ve cemiyetleşme gibi konularda kayda değer değişimler yaşanmıştı. İstanbul, Selanik, Manastır, Görice, Elbasan, İşkodra gibi yerlerde açılan Arnavut kulüplerinin bünyelerinde Arnavutça gazete ve mecmuaların yer alması ise Arnavut dilinin gelişimi adına önemli bir adım olmuştu. Bununla beraber Arnavut dili ile ilgili bir ikilem ortaya çıkmıştı. Bu ikilem Arnavut dilinin Latin harfleri ile mi yoksa Arap harfleri ile mi yazılacağı konusunu gündeme getirmişti. Bu süreçte, konu üzerinde İstanbul’daki Arnavut entelektüelleri arasında çeşitli tartışmalar yaşanmıştı. Arnavutlar tarafından yayınlanan gazeteler harfler meselesinde bir tartışma sahası olarak görülmüştü. Bu gazeteler Arnavut dilinin gelişme aşamalarından önemli bir süreci temsil etmektedir. Gazetelerin bir kısmı Osmanlı Türkçesi olarak bir kısmı ise Latin harfli ya da Arap harfli Arnavut dili esas alınarak kaleme alınmıştı. Bu gazetelerin en önemlilerinden birisi ise İstanbul Beyoğlu’nda “Arnavud/Shqipetari” ismiyle Derviş Hima (İbrahim Mehmet Naci) tarafından çıkarılmıştı. Yayın hayatına 13 Ocak 1910 tarihinde başlayan gazetenin 74. ve son sayısı 25 Ekim 1912 tarihinde yayınlanmıştı. Haftalık olarak neşredilen gazete üç yıla yakın bir süre yayınlanmış ve Arnavutlar hakkında önemli konuları gündeme getirmişti. Ele alınan çalışmada, II. meşrutiyet dönemi İstanbul basınından Arnavud/Shqipetari gazetesi incelenerek Arnavut dili, kültürü ve tarihi ile ilgili bazı önemli yazılar aktarılmıştır.Öğe KÖRÜN “YABAN” TASVİRİ: YABAN ROMANINDA İLERLEMECİ TARİH TASARIMI(2024) Belgi, FatihYayınlandığı tarihten günümüze dek birçok tartışmanın karakterini şekillendiren Yaban romanı araştırmacıların ya da okuyucuların mensup olduğu zümreye göre farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Kimi dönem Anadolu köylüsünün karanlık yüzünü simgelediği düşüncesiyle önemsenmiş kimi dönem ise Anadolu köylüsüne elitist bir tutumla yaklaştığı düşüncesiyle eleştirilmiştir. Bu çalışmamız Anadolu köylüsünün gerçekliği meselesine ya da Yakup Kadri’nin tutumundaki elitizm yoğunluğuna odaklanmamaktadır. Bunlardan ziyade romanın ana konusunu oluşturan Anadolu köylüsünün donuk ve statik motiflerle karakterize edilmesi odak noktamızda yer almaktadır. Buna ek olarak yazar, söz konusu motifleri tasarlarken hangi dinamiklerden etkilenmiştir, sorusuna yanıt aranmaktadır. Burada yazar benimsediği epistemolojik geleneğe yaslanarak köylü ile kendisi arasında belirgin bir ayrım görmektedir. Bunun sonucunda Yakup Kadri Batı’da cereyan eden düşünce anlayışlarının etkisiyle köylüyü tarih sahnesinde donuk ve statik şekilde resmeder. Ancak aynı düşünce anlayışları Batı dışı bir uzamda yaşaması nedeniyle yazarı da dışarıda bırakır. Söz konusu bu tartışma Yaban’da kurulan ayrımları sorgulamakta ve bunu bir tarih felsefesi sorunu olarak ele almaktadır.Öğe YOKLUKTAN FARKLILIĞA ÇOCUKLUK, NİCELDEN NİTELE ÇOCUKLUK ÇALIŞMALARI(2024) Yılmaz, Tülay Tekin“Çocuk” insanlık tarihi boyunca var olan ve var olacak bir gelişim evresi iken“çocukluk” çocuğa yüklenen anlamla ilgili olması nedeniyle bu iki kavram birbirinden ayrılmaktadır. Çocuk biyolojik bir anlam ifade ederken, çocukluk toplumsal süreçler tarafından belirlenen ve dolayısıyla her toplumda ve tarihte farklılık gösteren bir kavramsallaştırmadır. Bu nedenle çocuk yetişkinden farklı olan bireye işaret etmekte, çocukluk ise çocuğa yüklenen anlam ve öneme göre şekillenmektedir. Dolayısıyla çocukluk sürekli olarak yetişkinlerin düşünce dünyaları ve bu dünyayı şekillendiren toplumsal süreçler tarafından yeniden tanımlanmaktadır. Düşünce dünyasını şekillendiren toplumsal süreçlerle birlikte çocukluk fikrinin de değişime uğrayarak farklı aşamalardan geçtiğinin kabul edilmesi yeni bir çalışma alanının doğmasına sebep olmuş ve böylece 20. yüzyılın başlarından itibaren pozitivist bilim anlayışının etkisiyle çocuk bir çalışma nesnesi haline gelmiştir. Bu tarihten itibaren tıpkı çocukluk fikrinde olduğu gibi çocukluk çalışmaları da konjonktüre göre şekillenmiş ve değişime uğramış, her bir çocuğun çocukluk deneyiminin, toplum içindeki konumlarının, yetişkinler tarafından algılanmalarının ve ilişki kurma biçimlerinin değiştiğine dair bir algı oluşmuştur. Toplumsal süreçlere katılım noktasında sosyalleşme biçimleri açısından ele alınan, yani toplum tarafından şekillenen bireyler olarak görülen çocuklar 20. yüzyılın sonlarında toplumu şekillendiren etkin failler olarak kabul edilmeye başlanmışlardır. Özellikle sosyal bilimler alanında yaşanan bu düşünsel değişim beraberinde çocuklarla yapılan çalışmalarda çocuğun çalışmanın merkezine oturtulmasına neden olmuştur. Sonuç olarak söz konusu metodolojik ve teorik değişim çocukluk çalışmalarında da bir yön değişikliğine neden olmuş, başlarda olduğu gibi çocuklar bilimin nesnesi olmaktan çıkıp öznesi konumuna geçmiştir. Bu çalışmanın amacı çocukluk fikrinin ve çocukluk çalışmalarının geçirdiği tarihsel dönüşümle birlikte ortaya çıkan yeni çocukluk çalışmalarında çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiğine dair teorik tartışmaları ortaya koyabilmek ve çocuklarla yapılan çalışmalarda nasıl bir metodoloji izlenmesi gerektiğini aktarabilmektir. Çünkü tıpkı kadınlar gibi çocuklar da onlar adına konuşan erkeklerin deneyimlerinden ve düşüncesinden yola çıkan sosyal bilimler alanında uzun bir süre yok sayılmışlar. 21. yüzyılda ise çocuklar sosyal bilim alanının içinde kendi sesleri ve sözleri ile var olmayı hak etmektedirler.Öğe Öğe Hopkinson Ressamı Üzerine Yeni Bir Değerlendirme(2022) Hasdağlı, Melike ZerenArkaik ve Klasik Dönem İonia resim sanatı açısından önemli çalışma alanlarından biri Klazomenai Lahitleridir. Bu lahitler Klazomenai’da M.Ö. 7. Yüzyılın üçüncü çeyreğinde ortaya çıkarlar ve Klasik Dönem içlerine kadar varlıklarını korurlar. Bu lahitleri boyayan ressamların stilleri ve kronolojisi üzerine olan tartışmalar uzun zamandır devam etmektedir. M.Ö.5. Yüzyılda eser vermiş en karakteristik ustalardan biri ise R. M. Cook tarafından tespit edilmiş olan Hopkinson Ressamı’dır. Bu ressama ait yeni buluntular kazılar devam ettikçe açığa çıkmayı sürdürmektedir. Bu çalışmada yen verilerin de dâhil edilmesiyle ressamın stili ve kronolojisi bir bütün olarak ele alınmaktadır.Öğe Türk Edebiyat Dizgesinde Çeviri Bir Mektup Roman: Lady Susan(2022) Brıtten, Fatoş Işıl; Araboğlu, Aslıİngiliz ve dünya edebiyatının saygın ve merkezi konumlu yazarlarından biri olan Jane Austen, yarattığı güçlü kadın karakterleri, yaşadığı toplumun üst ve üst-orta sınıflarının birbirleriyle ilişkilerini keskin bir gözlemle eserlerine yansıtması ve bunu yaparken üst sınıflara uygun kibar ve süslü bir dil kullanımı ile tanınan, roman türünün gelişmesine oldukça katkıda bulunmuş, öncü bir isimdir. Austen’ın eserleri gerek İngiliz edebiyat dizgesinde gerek çeviriler aracılığıyla Türk edebiyat dizgesinde yüksek okunurluk düzeyinde varlığını sürdürmektedir. Yazarın Türkçeye çevrilen eserleri de kaynak dizgede edindiği sağlam konumuna benzer bir şekilde erek dizgede de yerini almıştır. Bu çalışmada, Austen’ın aynı zamanda bir mektup roman örneği olan Lady Susan (1871) adlı az bilinen romanı ve onun iki farklı çevirisi incelenmiştir. İncelemenin sorunsalını, mektup romana ait başlıca özellikler, gücünü dilbazlığından alan “entrikacı” başkahramanın manipülatif dil kullanımı gibi özelliklerine kaynak dizgede nasıl yer verildiği ve iki farklı çeviri sayesinde eserin bu özelliklerinin nasıl çevrildiği oluşturmaktadır. Mektup roman, okurlarına, aynı zamanda roman karakterleri olan mektup yazarlarının gerçek motivasyonlarını rahatlıkla anlayabilme imkânı sağlamaktadır. İnceleme sonucunda romanın odak noktasındaki başkahramanın makyavelist denilebilecek kişilik özelliklerinin, yazar tarafından nasıl işlendiği ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmanın iki amacı vardır: Öncelikle metnin temel özelliklerinin mektup roman örneği çerçevesinde ele alınarak irdelenmesi ve ardından yazarın üslubunun nasıl çevrildiğinin olası “Deyiş Kaydırmaları”yla ortaya konmasıdır. Dolayısıyla, çevirilerin incelenmesinde Anton Popoviç’in “Deyiş Kaydırması” kavramına yer verilecektir.Öğe Batum Limanı’nda Osmanlı Vapur Seferlerinin Başlamasına Dair Bir Değerlendirme(2022) Dereci, ŞeymaÖZ: XIX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı sularında buharlı gemiler dönemi başlamıştı. Bu dönemde deniz seferlerinde yaşanan teknik değişimler ve Osmanlı sularında yabancı devletlere ait deniz seferlerinin artması üzerine bu değişime uyum sağlamak ve yabancı vapur şirketlerine karşı rekabet etmek amacıyla, 1840’lı yıllarda devlet eliyle Osmanlı vapur işletmeciliğinin temelleri atılmıştır. Osmanlı’nın diğer sahillerinde olduğu gibi Karadeniz sahillerinde de seyrüsefer yapan yabancı vapur şirketleri Batum Limanı’na düzenli seferler düzenlemeye, yolcu ve yük taşımaya başlamışlardı. Batum’a vapur seferlerinin düzenlenmesi bölgede gerek ekonomik menfaatler gerek egemenlik hakları açısından Osmanlı için endişe vericiydi. Buna karşılık Osmanlı yönetimi, egemenlik haklarını gözetmeye ve korumaya yönelik birtakım tedbirler ve politikalar uygulamıştır. Burada Osmanlı merkezi yönetiminin yabancı vapur şirketleri rekabetine karşı yolcu taşıma ve sahillerinde seyrüsefer yapma koşullarını kendi denetimine almak suretiyle korumacı bir politikaya yönelme çabası ön plana çıkmaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızda Osmanlı’nın Batum Limanı’nda vapur seferlerine başlamasında izlediği himayeci ve korumacı politika üzerinde durulacaktır.Öğe Yunanistan’ın I. Dünya Savaşı Deneyimine Postyapısalcı Bir Bakış: Söylem-Tarihsel Yaklaşım(2022) Rençberler, ÖzgürEleştirel Söylem Çözümlemesi (ESÇ), çeşitli türde sözlü, yazılı ve görsel metinlerdeki anlamın açığa çıkarılması için metinsel ve bağlamsal düzeylerde bir çözümleme yapmanın yanı sıra, her düzeyde otorite, güç, ideoloji ve kimlik kavramları ekseninde eleştirel bir duruş sergileyerek söylemdeki sosyal pratiği ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte Eleştirel Söylem Çalışmalarında öne çıkan yaklaşımlardan Söylem-Tarihsel Yaklaşım (STY), güçlü bir tarihsel araştırma eğilimi taşımakta ve söylemin üretildiği tarihsel ve sosyopolitik artalanı da kapsayan bir alt yapı sunmaktadır. Bu çalışma, STY ile araştırma yöntemi geliştirmeyi ve Yunanistan hakkında yapılan çalışmalara nasıl uygulanabileceğini göstermeyi hedeflemektedir. Çalışma, söz konusu amacını yerine getirirken Yunanistan’ın I. Dünya Savaşı yıllarında deneyimlediği ve “Ulusal Ayrışma” adı verilen dönemi irdelemektedir. Bu adlandırma, dönemdeki başbakanlardan Eleftherios Venizelos ve Yunanistan Kralı Konstantinos’un savaş esnasında izlemek istedikleri politikanın çatışmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim İtilaf ve İttifak Devletleri’nin de müdahaleleriyle keskinleşen süreçte (1915-1917), iki hükümetli bir Yunanistan ortaya çıkmış ve Kral Konstantinos tahttan dahi uzaklaştırılmıştır. Venizelos ve karşıtı olan politikacılardan Metaksas’ın döneme ilişkin 1934 yılında kaleme aldıkları makaleler, çalışmanın veri örneklemini oluşturmaktadır. Barındırdıkları söylemler ise hem STY’nin araştırma basamaklarının örneklendirilmesi hem de 20. yüzyılın ilk yarısında Yunanistan’daki siyasi dinamiklere ve dile yönelik farklı bir bakış açısı sunulması maksadıyla ele alınmıştır.Öğe Horezm Türkçesi ile Yazılan Sirâcü’l-Kulûb’da Benzetme ve Ölçü Unsurları(2022) Uzuntaş, HülyaKarahanlı Türkçesinden Çağatay Türkçesine geçiş dili olarak değerlendirilen Horezm Türkçesi ile yazılan eserlerden biri, Sirâcü’l-Kulûb’dur. Eserde, peygamberliğini ilân eden Hazret-i Muhammed’in halkı İslam’a davet etmesinin ardından Musevi ve Hristiyanlardan İslam’ı kabul edenlerin sayısının artması nedeniyle rahatsızlık duyan Mekke ve Yemen Yahudilerinin, Hazret-i Muhammed’in gerçek peygamber olup olmadığını sınamak için Tevrat ve İncil’den sordukları zor sualler ve Hazret-i Muhammed’in bu suallere verdiği doğru cevaplar konu edilmiştir. Sorulan suallere verilen cevaplarda benzetme ve ölçü unsurlarının sıklıkla kullanıldığı dikkat çekmektedir. Bu çalışmada Ayşegül Sertkaya’nın 2010 yılında neşrettiği, Horezm Türkçesiyle yazılan ve 19 sual-cevap içeren Sirâcü’l-Kulûb metnindeki benzetme ve ölçü unsurları incelenecektir.Öğe Bulgarcada Zarf-Fiiller(2022) Cömertel, SerkanZarf-fiiller (????????????) temel önermedeki fiilin ortaya koyduğu eylemle birlikte senkronik (eş zamanlı) gerçekleşen diğer eylemin oluşunu ve tarzını belirtmekte kullanılmaktadır. Çekimsiz eylem türüdür. Lakin Bulgarcada zarf-fiiller çekimsiz eylem türü olmasına rağmen, biçimlenmeleri çekim sisteminin dışında değildir. Çekim söz konusu olduğundan, zamanla ilişki de ortaya çıkmaktadır. Bulgarcada zarf-fiilin biçimlenmesinde çekimin saptanması için başlangıcı oluşturacak zamana ihtiyaç duyulmaktadır. Bulgarca fiillerin çekimli ya da çekimsiz oluşumlarında ve aktif ya da pasif oluşumlarında başlangıç noktası şimdiki zamandır (??????? ?????). Bu durumu oluşturan asıl neden Bulgarcada fiillerin mastar (infinitive) hâlinin mevcut olmamasından kaynaklanmaktadır. Zarf-fiilin biçimlenmesi çekime ve şimdiki zamana göre oluşması, görünüşe de bir rol yüklemektedir. Bulgarcada çekimin zaman ve görünüşle bağlantısı biçimlenme üzerinde etkilidir. Söz konusu biçimlenmenin çekimsiz eylemler (??????? / ????????? ????? ?? ???????) üzerindeki etkisi çekimli eylemlere (????? / ??????? ????? ?? ???????) paralellik göstermektedir. Örneğin, çekimsiz eylem türü olan zarf-fiillerin oluşumunu çekim, zaman ve görünüş üçlüsü arasındaki ilişki aracılığıyla, çekimli eylemlerdeki rolleri temelinde açıklayabilmekteyiz. Zarf-fiilin biçimlenmesi üzerinde görünüşün üstlendiği rol anlamla da bağlantılıdır. Senkronik eylem süreklilik göstermektedir. Bu yüzden Bulgarcada zarf-fiiller sadece bitmemiş (?????????) görünüşteki fiillerden oluşmaktadır. Çalışmamızda, Bulgarcada zarf-fiillerin oluşumları, diğer morfolojik alanlara denk işlev görmeleri ve yazım kuralları açısından incelenecektir.Öğe Doğu Trakya Buluntusu Savunma ve Saldırı Gereçleri(2022) Karaca, Ergünİnsanoğlunun, başta av, savaş ve statü göstergesi olarak kullandığı savaş gereçleri kültürel ve dönemsel farklılıklar göstermektedir. Ancak savaş gereçleri, savunma ve saldırı gereci şeklinde iki temel gruba ayrılır. Düşmanı saf dışı bırakmak için saldırı, kendisini koruması için de savunma gereçleri kullanılmış ve bunlar sürekli geliştirilmiştir. Doğu Trakya’da kazı ve yüzey araştırması çalışmalarının az olmasına karşın gerek saldırı, gerekse savunma amaçlı çeşitli gereçler tespit edilmiştir. Doğu Trakya’da bulunan savaş gereçlerine baktığımızda özellikle en çok tümülüslere mezar hediyesi şeklinde bırakıldığı görülmektedir.Bunun yanı sıra yerleşim yerleri ve tekil buluntu şeklinde bölge müzelerine geldikleri görülür. Doğu Trakya’da savaş gereçlerine bakıldığında zırh, miğfer, kalkan gibi savunma gereçleri ile kılıç, mızrak ucu, ok ucu ve sapan tanesi gibi saldırı gereçlerinden oluşmaktadır. Bölge en çok bulunanların başında ok ve mızrak uçları gelmektedir. Bunları zırh ve kalkanlar izler. En erken buluntular Kozman Deresi’nde bulunduğu belirtilen kılıçlar ve mızrak uçlarıdır.Bununla birlikte, tarihsel olarak buluntuların özellikle üç tarih aralığında yoğunlaştığı görülür. İlk grup MÖ 6. yüzyıl; ikinci grup MÖ 4. yüzyıl; üçüncü grup ise MS 1.-2. yüzyıl arasıdır. Bu üç döneminin yoğunlaştığı zaman dilimlerine bakacak olursak, ilki Pers hâkimiyeti, ikincisi Makedon hâkimiyeti, üçüncüsü ise Roma İmparatorluğu hâkimiyetinin olduğu döneme denk gelmektedir.Öğe Tırgovişte (Eski Cuma) İli ve Yöresi Ağızlarının Söz Varlığı Üzerine Bir Değerlendirme(2021) Gülvodina, Gonca; Doğan, LeventAğızlar, bünyelerinde barındırdıkları çeşitli ses ve şekil özellikleriyle kullanıldıkları dildeki kelimelerin değişimini ve gelişimini göstermede belirleyici bir rol oynamaktadır. Yazı dilinde yer almayan birçok ses, şekil ve kelime ağızlarda karşımıza çıkabilmektedir. Çalışma alanımız olan Eski Cuma ili ve yöresi de köklü tarihî geçmişi, içinde barındırdığı kültürel özellikleri itibarıyla Türk dili ve kültürüyle bağlantılı pek çok özelliğin yaşatıldığı bölgelerden biridir. Çalışmamızda Eski Cuma ili ve yöresi ağızlarında yer verilen söz varlığı unsurları ortaya konmuştur. Bölgede 17 köy üzerinde derleme yapılmış, 40 metin elde edilmiş ve bu metinler üzerinde gerekli incelemeler yapılarak metinlerdeki söz varlığı unsurları tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında bölgede kullanılan isim ve fiil türünden kelimelerin on ve üzerinde olanları çalışmaya dâhil edilmiş, bunun yanında yöre halkının kullandığı deyim, ikileme, kalıp söz ve yabancı kelime kullanımları saptanmıştır. Ayrıca, metinler üzerinden tespit edilen bu söz varlığı ögelerinin Türkiye Türkçesi ve ağızlarıyla müşterek olanları belirtilerek karşılaştırılması yapılmıştır. Bunun yanı sıra bölgeye has bir söz varlığının olduğu da görülmüş ve bununla ilgili örneklere de yer verilmiştir.